Farkındalık...
Bir yanda konuşmaya değer hiçbir haklı sözü olmadığı halde konuşanlar, öte yanda konuşacak çok şeyi olduğu halde susan, susturulan bir toplum! Yaşamımıza karışan kirliliğin son bulmasını istiyor muyuz?
Zorlukları aşmak için iktidar sahipleri gibi bizlerinde; yani toplum bireylerinin de aynı cesaret ve kararlılığa sahip olmamız gerekmez mi?
Geçmişte içinde bulunduğum çevrenin yanlışlarını cüretle dile getiren birçok insan vardı, neredeler şimdi?
Ne yazık ki her geçen gün bu tür insan sayısı giderek azaldı. Acaba diyorum çıkar gruplarının içinde bulunması taraf tutması mıdır? Burada da gariplik yok diyelim, çünkü düşünce üretmek taraf tutmaktır anlamına gelir. Fakat taraf tuttuğu çevrenin veya çıkar grubunun hatalarını, yanlışlarını ve eksiklerini bilerek isteyerek savunduklarına da tanık oluyoruz, buna ne demeli. Bizler de eleştiri yapmayı unuttuk ya da işlevler bize unuturdu. Peki, düşünce ifade özgürlüğünün sözde kalmasına ne demeli? Kimse düşüncelerini dile getirememektedir.
Eskiden düşüncelerimizi sessiz bir şekilde de olsa birbirimize fısıldamaya cesaretimiz vardı. Şimdi ise düşüncelerimiz donmuş beynimizin bir yerinde gömülü, kokmuş bir şekilde duruyor. Artık biz 'biz' değiliz bu memlekette ("Namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur. İsmet İnönü") Memleketimizin bugünlere gelene kadar ne kadar zor günlerden geçtiği ve bu sözün kim bilir hangi zor şartlarda söylendiğini ister istemez düşünüyorsunuz.
Üzerinde durduğunuz kaya yuvarlanmaya başlarsa atlayın. Yoksa siz de onunla birlikte yuvarlanıp ezilirsiniz. Sadece aptallar kayanın üzerinde durmaya çalışırlar...
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




