Beykoz Merkez
Beykoz Merkez mahallesi Yalıköy mahallesinin hemen yanıbaşında yer alır. Beykoz Merkez mahallesi tarih boyunca oldukça zengin bir etnik ve kültürel yapıya sahip olmuştur.
Türklerin ve Ermenilerin birlikte yaşadıkları bu güzel mahallede Surp Nikoğayos isimli bir Ermeni Kilisesi hala hizmet vermeye devam etmektedir. 1658 yılında yanan bu kilise 16 Eylül 1834 tarihinde tekrar hizmete açılmıştır.
Beykoz Merkez mahallesinin güzellikleri anlatmakla bitecek gibi değildir. Onçeşmeler, Beykoz Camii, Beykoz Korusu, Beykoz Parkı, Beykoz Hamamı ve Beykoz Fidanlığı bu güzellikler içerisinde zikredilmesi gerekenler arasında gelir. Sırasıyla bu güzellikleri kısa da olsa tanıtmaya çalışalım.
Bilindiği gibi Beykoz suları ile meşhur bir kenttir. Beykoz ilçesinin sularının bolluğu ve çeşme kültürünün Doğu toplumlarında çok önemli bir yere sahip olması dolayısıyla Beykoz sınırları içerisinde tarih boyunca birçok çeşmeye rastlanmıştır. Halihazırda bu çeşmelerden bazısı işler haldeyken, birçoğu da maalesef tarihe karışmış, bugünlere taşınamamıştır. Her nesil elindeki kültür mirasını ona ufak da olsa birşeyler katarak bir sonraki nesle bırakmak zorundadır. Bu tarihsel ve kültürel birikimin olmazsa olmaz şartıdır.
Beykoz merkez mahallesinde bulunan “Onçeşmeler” yalnızca bu mahallenin değil, tüm Beykoz’un, tüm İstanbul’un, tüm Türkiye’nin ve hatta tüm insanlığın bir tarihsel, sanatsal değeridir. Bu çeşme Türk yapı sanatının şaheserlerinden, Türk sanat tarihinin önemli duraklarındandır. Çeşme, Behruz Ağa tarafından yaptırılmıştır. Onçeşmeler, adını gece gündüz hiç durmadan akan on adet lülesi dolayısıyla almıştır. Bu lülelerden akan sular yazın içene serinlik ve ferahlık verecek şekilde, buz gibi akarken kışın ılık bir biçimde akar. Bu çeşme birçok ressamın tuvaline, birçok şairin şiirine yansımıştır. İlk olarak Behruz Ağa tarafından yapıldığını söylediğimiz bu çeşme tarih içerisinde dönem dönem tahrip olmuştur. Yine çeşmenin yıkık dökük bir halde bulunduğu bir vakit, halk, o esnada Tokat Kasrı’nın Hümayünabad adıyla yenileten padişah’a çektikleri sususzluk sıkıntısını aktarır. Padişah bunun üzerine Sadrazam Seyit Hasan Paşa bu meseleyi havale etmiş, Seyit Hasan Paşa da bu konuyla ilgilenmesi için Gümrük Emini İshak Ağa’yı görevlendirmiştir. Bütün masraflarını Gümrük Emini İshak Ağa tarafından karşılanan çeşme 1747 yılında yeniden yapılmıştır. Çeşmenin lüleleri tunçtan yapılmıştır. Ortadaki iki lüle büyük, her iki yana dörder adet yerleştirilen lüleler ise küçüktür. Şairin orta lülelerden akan suyunu “beyaz cariye gerdanı gibi” diye betimlediği bu çeşmelerden Beykoz ahalisi kadar tarih içerisinde dışarıdan gelen gemiler de yararlanmışlardır.
Çeşmenin hemen önünde yer alan iki ağacın arasında hayvanların su ihtiyacını karşılamak amacıyla bir çeşme daha bulunuyorduysa da bu çeşme yol yapım çalışmaları esnasında yıkılmıştır. Büyük çeşmenin üstünde ahşaptan yapılmış, iki odalı bir de okul olduğu söylenmektedir. Ancak bu okul cüsul şenliklerinde çıkan bir yangında yanarak kül olmuştur. Sular idaresi, on sekizinci yüzyılın ortalarından itibaren Gümrük Emini İshak Ağa’nın adıyla anılmaya başlanan çeşmenin gerekli tamiratını yaptırmış ve bakımını üstlenmiştir. Bugün yer yer dökülmüş sıvaları, paslanmış demirleri ve bakımsız gibi duran bazı yönleriyle bile bu güzel çeşme Beykoz mahallesini süslemektedir. Bir zamanlar önünden Yuşa tepesine arabalarla çıkılan bu güzel çeşme için yazılan şu dizeler ne çok şey anlatıyor:
Beykoz merkez mahallesinde bulunan “Onçeşmeler” yalnızca bu mahallenin değil, tüm Beykoz’un, tüm İstanbul’un, tüm Türkiye’nin ve hatta tüm insanlığın bir tarihsel, sanatsal değeridir. Bu çeşme Türk yapı sanatının şaheserlerinden, Türk sanat tarihinin önemli duraklarındandır. Çeşme, Behruz Ağa tarafından yaptırılmıştır. Onçeşmeler, adını gece gündüz hiç durmadan akan on adet lülesi dolayısıyla almıştır. Bu lülelerden akan sular yazın içene serinlik ve ferahlık verecek şekilde, buz gibi akarken kışın ılık bir biçimde akar. Bu çeşme birçok ressamın tuvaline, birçok şairin şiirine yansımıştır. İlk olarak Behruz Ağa tarafından yapıldığını söylediğimiz bu çeşme tarih içerisinde dönem dönem tahrip olmuştur. Yine çeşmenin yıkık dökük bir halde bulunduğu bir vakit, halk, o esnada Tokat Kasrı’nın Hümayünabad adıyla yenileten padişah’a çektikleri sususzluk sıkıntısını aktarır. Padişah bunun üzerine Sadrazam Seyit Hasan Paşa bu meseleyi havale etmiş, Seyit Hasan Paşa da bu konuyla ilgilenmesi için Gümrük Emini İshak Ağa’yı görevlendirmiştir. Bütün masraflarını Gümrük Emini İshak Ağa tarafından karşılanan çeşme 1747 yılında yeniden yapılmıştır. Çeşmenin lüleleri tunçtan yapılmıştır. Ortadaki iki lüle büyük, her iki yana dörder adet yerleştirilen lüleler ise küçüktür. Şairin orta lülelerden akan suyunu “beyaz cariye gerdanı gibi” diye betimlediği bu çeşmelerden Beykoz ahalisi kadar tarih içerisinde dışarıdan gelen gemiler de yararlanmışlardır.
Nasıl hergün yayarsa davarını çoban
Sürükler düşüncemi sükundan tevekküle
Sekiz mermer direğe dayanmış bir şadırvan
Bilek kalınlığında su akıtan on lüle
On lüleden fışkırıp mermeri oyan sular
Asırlarca Kerem'in Aslı'ya dertleşmesi...
Mermer bir kalp önünde su kesilmiş duygular
Bir gönül destanıdır İshak Ağa Çeşmesi
Cumhuriyet döneminin ünlü şairlerinden İbrahim Çallı’nın “İshak Ağa Çeşmesi”, Ali Rıza Bey’in “Beykoz Onçeşme”, Nazmi Ziya’nın “Kır” tabloları da bu güzelliğin sanatsal yeniden üretiminin diğer en bilinen örnekleri olarak karşımıza çıkarlar.
Onçeşmeler’in bulunduğu meydanda, bir tarih abidesi olmasına rağmen restore edilmeyi bekleyen Beykoz Camii yer alır. Bu camiden daha ayrıntılı bir biçimde Yalıköy mahallesi bölümünde bahsedilmiştir.
Beykoz Merkez mahallesinin bir diğer tarihi güzelliği yine Behruz Ağa tarafından on altıncı yüzyıl ortalarında inşa olunduğu tahmin edilen Beykoz Hamamı’dır. Beykoz Hamamı, vapur iskelesinden çıkılıp, Onçeşmeler’in bulunduğu meydana yaklaşılırken sol tarafta sizi selamlayacaktır.
Beykoz Merkez mahallesinin bir diğer akıl almaz güzelliği Beykoz Korusu’dur. Abraham (veya Avram) Paşa (1830-1918) tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde kurulan Beykoz Korusu tarihe, daha ziyade, sınırları içerisinde yapılan av partileri ile adını yazdırmıştır. Halk arasında Beykoz Korusu olarak bilinen Abraham Paşa Korusu, Abraham Paşa’nın av tutkusunun bir ürünü olarak gündeme gelmiştir. Abraham Paşa Osmanlı İmparatorluğu’nun zor günlerinde devlete para yardımı yapacak kadar zengin olan Ermeni asıllı bir vezirdir. Beykoz ve Büyükdere’de korular ve malikeneler kuran Abraham Paşa’nın buralarda organize ettiği av partilerinde devlet erkânı yerini almıştır. 1887 yılında Abraham Paşa Korusu’nun arazisi devlet tarafından satın alınmış ve sahil kısmı ile koru halka açık hale getirilmiştir. Abraham Paşa’nın yaptırıp Sultan Abdülmecid’e hediye ettiği saray 1937 yılında yanarak yok olmuştur. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu sarayın bulunduğu yere yeni bir yapı kurmuş ve buranın işletmesinin Hasır Beykoz Restaurant isimli bir işletmeye vermiştir. Halihazırda halkın rahatlıkla yararlanabileceği, enfes bir mesire yeri olan Beykoz Korusu, İstanbul’un en güzel ve en büyük korusudur. Beykoz Fidanlığı da yine bu korunun yaşayan, harika bir parçasıdır.
Beykoz Fidanlığı, İstanbul valisi merhum Muhittin Üstündağ’ın emri uyarınca 1934 yılında, sabık Arpacı Çiftliği’nin 2200 dekarlık arazisinde kurulmuş ve bugüne dek sürekli geliştirilmiştir. Halihazırda İstanbul İl Özel Dairesi’ne ait olan bu fidanlık içerisinde bir ara 13 ila 17 yaş arasındaki gençler için Pratik Bahçıvan Yetiştirme Yurdu kurulmuştur. Yine Beyoz Fidanlığı kurulmadan önce bu arazi içerisinde 1918 yılında Beykoz Orman Ameliyat Mektebi inşa edilmiş ancak iki yıl sonra kapatılmıştır.
Beykoz Fidanlığı, İstanbul valisi merhum Muhittin Üstündağ’ın emri uyarınca 1934 yılında, sabık Arpacı Çiftliği’nin 2200 dekarlık arazisinde kurulmuş ve bugüne dek sürekli geliştirilmiştir. Halihazırda İstanbul İl Özel Dairesi’ne ait olan bu fidanlık içerisinde bir ara 13 ila 17 yaş arasındaki gençler için Pratik Bahçıvan Yetiştirme Yurdu kurulmuştur. Yine Beyoz Fidanlığı kurulmadan önce bu arazi içerisinde 1918 yılında Beykoz Orman Ameliyat Mektebi inşa edilmiş ancak iki yıl sonra kapatılmıştır.
Beykoz Merkez mahallesinin güzelliklerinden bahsedip de Beykoz Parkı’nı görmezlikten gelmek en azından ihmalkarlık olur. Beykoz Parkı, kendisine ve yalısına Yalıköy mahallesi bölümünde değindiğimiz Ahmed Mithat Efendi’nin yalısının yanında bulunmaktadır. Bu park kimilerine göre “İstanbul’un insanı en fazla dinlendiren parklarından birisi”dir. Çam ve akasya ağaçlarının boy gösterdiği, tarih kokan kavak ve çınarların arzı endam ettikleri, birbirinden güzel çiçeklerin süslediği, sahilde mevzilenmiş harika bir parktır Beykoz Parkı. Beykoz Parkı’nın ana kapısından girildiğinde betondan yapılmış büyük bir tarh içerisinden Atatürk büstü görülür. Boğaz’ın eşsiz manzarası eşliğinde, “tavşan kanı” nefis çayınızı içip, yorgunluk atabileceğiniz, yaşam enerjisi ile dolup taşacağınız Beykoz Parkı, Beykoz’un incileri arasındadır.
Beykoz Merkez mahallesinin tüm bu güzellikleri yanında bahsedilmesi gereken bir diğer önemli yönü de bünyesinden çıkardığı spor kulübüdür. Beykoz Spor Kulübü’nün tohumlarının atılmasında Beykoz’la özdeşleşen Ahmed Mithat Efendi’nin önemli bir payı vardır. Bir düşünür ve edebiyatçı olmasının yanında sosyal ve girişimci kişiliğiyle tanınan Ahmed Mithat Efendi, meşhur Kırmızı Yalısında bir akşamüstü, bir dost meclisinde Beykoz’da bir kültür kulübü kurulması önerisini ortaya atmıştır. Söz konusu mecliste bulunan eczacı merhum Ferit Erinal, merhum Nedim Ulbatur ve merhum Ahmet Cevdedi isimli beyefendilerin de bu fikre sıcak bakmaları neticesinde bir kulüp kurulması kararı verilir. İlk olarak Beykoz İttihat ve Teavün Cemiyeti adında bir kurum ihdas edilir. Kısa zamanda bu derneğin “Mümaresâtı Bedeniye” şubesi gelişmiş ve böylelikle bugünkü Beykoz Spor Kulübü’nün tohumları 1908 yılında atılmış olur. Bu kulüp 1911 yılından itibaren Beykoz Şark İdman Yurdu ismiyle anılmaya başlanır. 1921 yılında Beykoz’un ikinci spor kulübü olarak kurulan Beykoz Zindeler Yurdu ile birleşmiş ve Beykoz Zindeler İdman Yurdu ismini almıştır.
Bu kulübün kuruluş felsefesi; gençlere nezih bir kültürel ve toplumsal çevre oluşturmak, onları anlamsız ve yararsız işlerden alıkoymak ve de Beykoz ve çevresinde sosyal ve kültürel etkinliklerde bulunmak amaçları çerçevesinde şekillenmiştir. Dönemin gençlerinin katılımı ile kulübe bir spor kolu ilave edilmiş ve 1917 yılında Beykoz’da ilk kez bir futbol takımı kurulmuş ve futbol oynanmaya başlanmıştır. Bu tarih, Türk ve dünya futbol tarihi söz konusu olduğunda da erken sayılabilecek bir tarihtir. Beykoz Spor Kulübü, Atatürk Kupası’nın sahibidir. Kulübün kısa sürede gelişmesinde, güçlenmesinde ve tanınmasında dönemin ünlü futbolcusu “Kelle İbrahim”in önemli rolü olmuştur. “Kelle İbrahim”, yalnızca futbolculuk yaptığı dönemlerde değil, aktif futbol yaşamını sona erdirip kulüp başkanlığı yaptığı dönemlerde de Beykoz Spor Kulübü’ne hizmet etmiştir. Kurulduğu tarihten bu yana, Beykoz Spor Kulübü Türk futbol yaşamında hatırı sayılır futbolcular, değerli sporcular yetiştirmiştir. Beykoz Spor Kulübü futbol takımı tam kırk beş yıl birinci ligde oynamış, 1966 yılından sonra ikinci lige düşmüştür. Maalesef, Beykoz Spor Kulübü futbol takımı eski parlak günlerini şu ana dek yakalayamamıştır.
Beykoz Spor Kulübü’nün bir diğer özelliği ise, Türk spor tarihinde ilk olarak bir yelken ve kürek takımı kurmuş olması ve bu dalda çok önemli başarılara imza atmasıdır. Beykoz Spor Kulübü’nün basketbol takımı da dönem dönem önemli başarılara imza atmıştır. Takım, 1949 yılında Türkiye şampiyonu olmuştur. Dileğimiz, Beykoz Spor Kulübü’nün bu tarihsel birikimini gelecekte başarılarına yenilerini eklemek için kullanmasıdır. Bu başarı yalnızca Beykoz Spor Kulübü’nün olmayacak, tüm Beykoz’un olacaktır. Bu nedenle tüm Beykoz’luların kulüplerine sahip çıkmaları gerekmektedir. Kulüp halihazırda her dalda elde ettiği başarıları ile bir kupalar müzesini andırmaktadır.
Beykoz Spor Kulübü’nün bir diğer özelliği ise, Türk spor tarihinde ilk olarak bir yelken ve kürek takımı kurmuş olması ve bu dalda çok önemli başarılara imza atmasıdır. Beykoz Spor Kulübü’nün basketbol takımı da dönem dönem önemli başarılara imza atmıştır. Takım, 1949 yılında Türkiye şampiyonu olmuştur. Dileğimiz, Beykoz Spor Kulübü’nün bu tarihsel birikimini gelecekte başarılarına yenilerini eklemek için kullanmasıdır. Bu başarı yalnızca Beykoz Spor Kulübü’nün olmayacak, tüm Beykoz’un olacaktır. Bu nedenle tüm Beykoz’luların kulüplerine sahip çıkmaları gerekmektedir. Kulüp halihazırda her dalda elde ettiği başarıları ile bir kupalar müzesini andırmaktadır.



