Paşabahçe
Beykoz’un güneydoğusunda, Çubuklu’nun alt yanında yer alan Paşabahçe, ilçemizin bir başka güzel mahallesidir.
Paşabahçe’nin Boğaziçi tarihinde bir yerleşim yeri olarak vücut bulması 1647 yılına kadar geri gider. İlk olarak Sultan Deli İbrahim’in sadrazamı Ahmed Paşa’nın dikkatini çeken bu güzel mekan, daha sonra gelişerek bugünlere gelmiştir.
İstanbul’un çeşitli yerlerinde birbirinden güzel köşkler yaptıran sadrazam Ahmed Paşa, Paşabahçe civarında kendisine mükemmel bir yalı inşa ettirmiştir. Bu tarihten itibaren bu bölge Hazarpâre Ahmed Paşa’nın bu bölgede yaptırdığı yalıya binaen “Paşa-bahçesi” olarak anılmaya başlanmış, daha sonra bu isim değişerek “Paşabahçe” adı genel kabül görmüştür. Paşabahçe ne yazık ki, Ahmed Paşa’nın Osmanlı tarihçileri tarafından aktarılan hazin ölümünden sonra uzun bir ihmal edilmiştir.
Önceleri daha ziyade Hıristiyan nüfusun yaşadığı bu bölgede günümüze dek gelememiş pek çok ayazmanın yaşadığı söylenmektedir. Semtte Ermeni ve Rum mezarlıkları bulunmakta ve 1894 yılında inşa edilen Ayios Konstaninos Rum Ortodoks Kilisesi yer almaktadır. Bir dönem azınlık nüfusun yaşadığı bu semte daha sonraki tarihlerde özellikle III. Sultan Mustafa’nın burada medrese, cami, hamam ve çeşme yaptırması ile birlikte Türkler de bu semte rağbet etmeye başlamışlardır. Hatta bu konuda M. Turhan Tan şunları söylemektedir:
“Boğaziçi, adım adım efsaneler tarihiyle alâkalıdır. Beşiktaş’tan Rumeli Kavağı’na kadar hemen her noktada bu alâka göze çarpar. Roma ve Bizans devirlerinde Boğazın iki kıyısı büyük küçük eserlerle süslendiği halde mitolojik isimler, hikâyeler ve hatıralar ortadan kaldırılamadı. Fakat Türkler, hakikati hayale hakim kıldılar, Boğaz’a her bakımdan bir Türk siması verildi. Paşabahçe o meyanda bilhassa göze çarpan bir yerdir. Şu adıyla olduğu gibi tarihe doğuşuyla da tamamen Türktür.”
III. Sultan Mustafa Camii, 1962 yılında Hayır İşleri Yaptırma ve Yaşatma Cemiyeti tarafından toplanan paralarla yeniden yapılmaya başlanmıştır. 1971 yılında Paşabahçe Merkez Camii olarak yeniden hizmete giren cami, iki bin kişiye hizmet verebilecek şekilde dizayn edilmiştir.
Bir dönem bahçelerle ve incir ağaçları ile dolup taşan Paşabahçe’nin adı bu nedenle “İncirköy” olarak da bilinirdi. Paşabahçe’deki kahvehaneler ve bozhaneler de Beykoz tarihinin meşhurları arasında yer almıştır. Hatta bir dönem Paşabahçe’deki kahvehanelerin ve bozhanelerin sayısı öyle bir raddeye gelir ki idare ve asayişten sorumlu yetkililer telaşa düşerek bunlardan hatırı sayılır bir kısmını yıktırmışlardır. Bu hadise Osmanlı toplumunda toplum devlet ilişkilerini analiz etmeye çalışan tarihçilerin ve sosyologların üzerinde durdukları, önemsedikleri bir örnek olay olması nedeniyle de dikkate değerdir.
Tüm bunlarla birlikte günümüzde Paşabahçe’nin anlam ve değeri daha ziyade Türk camcılık tarihindeki öneminden kaynaklanmaktadır. Bu önem yalnızca tarihsel bir önem olmayıp bugünlere dek taşınabilmiştir. Bilindiği gibi geleneksel Türk camcılık sanatının en kıymetli mamülleri arasında “Beykoz İşi”nin ayrıcalıklı bir konumu vardır. Bu ayrıcalıklı konum yalnızca Türkiye sınırları içerisinde bilinmemekte, aynı zamanda tüm dünyada cam sanatı ile ilgilenenler tarafından takdir edilmektedir. Beykoz İşi’nin tarihinin nerelere kadar gittiği, ilk olarak kimler tarafından, ne şekilde yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte bu konuda ulaşılabilen en eski kayıt Mehmed Dede isimli Mevlevi bir dervişin, Beykoz’daki atölyesinde camcılık yapmış olduğudur. Mevlevi dervişin atölyesinde ürettiği pekçok esere bugün çeşitli müzelerde ya da özel kolleksiyonlarda rastlayabilmek mümkündür. Tahmin edileceği üzere bu eserler üretildikleri coğrafya dolayısıyla “Beykoz işi” olarak adlandırılmaktadırlar. Geleneksel Türk camcılığının bir diğer önemli ürünü ise “Çeşmi Bülbül” olarak adlandırılan türdür. Bu tarz ürünlerin hayat buldukları yer Çubuklu’da kurulmuş başka bir atölyedir.
Tüm bunlarla birlikte günümüzde Paşabahçe’nin anlam ve değeri daha ziyade Türk camcılık tarihindeki öneminden kaynaklanmaktadır. Bu önem yalnızca tarihsel bir önem olmayıp bugünlere dek taşınabilmiştir. Bilindiği gibi geleneksel Türk camcılık sanatının en kıymetli mamülleri arasında “Beykoz İşi”nin ayrıcalıklı bir konumu vardır. Bu ayrıcalıklı konum yalnızca Türkiye sınırları içerisinde bilinmemekte, aynı zamanda tüm dünyada cam sanatı ile ilgilenenler tarafından takdir edilmektedir. Beykoz İşi’nin tarihinin nerelere kadar gittiği, ilk olarak kimler tarafından, ne şekilde yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte bu konuda ulaşılabilen en eski kayıt Mehmed Dede isimli Mevlevi bir dervişin, Beykoz’daki atölyesinde camcılık yapmış olduğudur. Mevlevi dervişin atölyesinde ürettiği pekçok esere bugün çeşitli müzelerde ya da özel kolleksiyonlarda rastlayabilmek mümkündür. Tahmin edileceği üzere bu eserler üretildikleri coğrafya dolayısıyla “Beykoz işi” olarak adlandırılmaktadırlar. Geleneksel Türk camcılığının bir diğer önemli ürünü ise “Çeşmi Bülbül” olarak adlandırılan türdür. Bu tarz ürünlerin hayat buldukları yer Çubuklu’da kurulmuş başka bir atölyedir.



