Ana Sayfa Yazarlar 9.05.2020 3035 Görüntüleme

HERCAİ ZAMAN

reklam

Cemal Süreya’nın dediği gibi öyle bir yere geldik ki “hiçbir sokağın adı yok”. Vaka sayısı, ölüm sayısı, yine vaka sayısı her akşam dört koldan dinlerken yakınlarımızın yaşlılarımızın hayatları için gitgide kaygılarımız artarken bir de üzerine ekonomik hayata yansımalarını gözlemlerken, kısacası dünya bir hercümerce doğru giderken yarınları nasıl karşılayacağız?

M.Ö. 69’da İtalya’da (Roma dönemi) Vezüv yanardağının patlaması ile taşlaşan Pompei şehrini dünyada ibretlik gösterenler vardır.

Buna karşın bilim adamları bunun nedenini patlama sırasında oluşan gazın bütün şehri uyuttuğunu ve volkanik kül tozlarının bedenin içinin çürüdüğü halde dışını kalıp gibi kapladığını belirtmiştir Tabii bugün olsa yanardağ faaliyetleri önceden takip edilir bölge tahliye edilir vs.

Depremlerden sonra da Suç ve Ceza tepkileri fikri alemde dile getirilir. Bu felakette de mütemadiyen öğütlenen dere ağızlarına konut yapmayın, yeterli kalınlıkta demir kullanın, malzemeden kısmayın, deniz kumundan uzak durun, eşyaları sabitleyin vs. vs…

Maden Ocağına girerken de önce tedbirini al sonra Allah’a havale et diye yazar.

Şimdi dünyayı kırıp geçiren bu kahpe virüse mikroskopla bakalım: Seneye de olabilir mi?

Olabilirmiş, mutasyona uğrayabilirmiş, bünyede tekrarlayıp tekrarlamayacağı belli değilmiş, sıcakta etkisi azalırmış, gibi birçok varsayımsal ifadelerle hercümerce doğru gidiş ivmemizde, salgının düşüş ivmesinin hızı paralelliği görülmemektedir. İvme deyince lise günlerimiz ve şimdi kontenjan doldurulamadığı için kapatılan fizik bölümleri aklıma geldi. Çocuklarımın orta öğrenim sırasında kıt malzemeli 1-2 kez kullandıkları laboratuvarlar aklıma geldi…

Salgının neden çıktığına dair bilimsel teori ortaya koyanlar olduğu gibi dinsel anlamda neden-sonuç ilişkisine dayandığı fikrini ortaya koyanlar da var. Bir de laboratuvarda üretilip dünyaya yayıldığını yorumlayan kaynaklar da var. Bu son teoride hem bilimsellik var hem de günahkarlık var, kahbelik var. Böyle ise yandık! Al başına belayı! Yay dünyaya ölen ölsün kalan sağlar evlerde saklanarak yaşasın…

Yaklaşan hortum gibi yakaladığını alıp götüren bu hastalık ve zamansız yitirdiğimiz insanlarımız, acı ve kaygının hatırlattıkları da olmadı mı? Çocukken bizleri koruyan kıymetlilerimizi bu kez biz korumaya çalışırken ve bizleri zamansız bırakıp gitmesinler diye dualar ederken, yardımlaşırken, kulaklarımızı bilim dünyasından gelecek ilaç haberlerine kabartıyoruz. Yarınları nasıl karşılayacağız sorusunun yanıtları ararken, kendi araştırma laboratuvarlarını bilim insanlarını doktoru, kimyageri, genetik mühendisi ile eczacısı ile biyoloğu ile deva üretmesi için kolları sıvayacaksın. Biyolojik silahlara karşı hazırlıklı olacaksın ki insanlar televizyonlardaki sarımsak soğan preparatlarına ümit bağlamasın. Zira ilaçlar yalnızca bitkilerden oluşmuyor. Zira madensiz olmuyor…

Ve bu kahpe salgın bana Atatürk’ün sözlerini hatırlatıyor:

“Benim manevi mirasım bilim ve akıldır”

“Beni Türk hekimlerine emanet ediniz”

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

SİZ İYİ BİR İNSAN MISINIZ?

SİZ İYİ BİR İNSAN MISINIZ?