reklam
reklam
Ana Sayfa Yazarlar 24.03.2021 8126 Görüntüleme

TÜRK RÖNESANSI ve KÖY ENSTİTÜLERİ

 

 Neden “TÜRK RÖNESANS’I” dedim yazımın başlığına? Rönesans Ortaçağ Avrupa’sında büyük değişimi Rönesans ve Reform’u ile aydınlanmayı başlattığında; matbaanın icadıyla da, eğitim düzeyleri birden yükselir. Bilim ve teknik sayesinde; sanayide de büyük hamleler yapılır. Buharlı makinelerin, elektriğin keşfi; Avrupa’yı bugünkü çağdaşlığa taşır.

Ne var ki; bir çağı kapatıp, bir çağ açan Osmanlı Devletine; matbaa 250 sene sonra girer. Bu aydınlanmanın farkında değil mi desek? Nasıl olmaz? Bir engel vardır. Dini ritüellerle yönetilen devlet, bilim ve aydınlanmaya izin vermez. Yavuz Selim’in Mısır El Ezder’den getirdiği 300ün üzerinde ulema saydığı kişiler, Osmanlının en can alıcı yerlerinde iş başındadır. Halifelik Osmanlı’ya geçer. Osmanlı egemenliği altında olmayan İslam devletleri Osmanlı halifesine de biat etmemişlerdir zaten. Çünkü, halife Arap halkından olacaktı. Bilim, teknik, sanat, müzik yasaktır şeriatça. Tanrının işine karışmaktı, haramdı, günahtı, yasaktı.

***

Okurlarım Osmanlı’ya çok içerlediğimi düşünebilirler, doğrudur. Ben Osmanlı’yı kuran Ertuğrul ve Osman Gazi’yi, bu küçük devletin imparatorluk yapan, bir çağ kapatıp, bir çağı açan, Helenizm kültürünü ülkesine taşıyan, en az 6 dil bilen ve de, bilim adamlarına ve öğretmenine değer veren, Fatih Sultan Mehmet’i ve de devletinin bilimde ve teknikte, sanatta ve ekonomide Avrupa devletlerinin çok çok gerisinde olduğunu düşünerek, devletin başına bela olan, istedikleri olmadığında; kazan kaldıran, büyük yangınlar çıkaran iş yapan sadrazamların kellesini isteyen padişah indiren yeniçerileri kaldırıp, yerine, daha disiplinli ordu kuran, Harp okulunu, askeri tıbbiyeyi, sanatı nefise ve daha nice yeniliklere imza atıp, medreselerde sarığı kaldırıp, fesi padişahın dahi giyindiği entariyi kaldırıp pantolon, ceketi giyen; tazminatın ve meclisin Osmanlıya demokrasi hareketi getiren padişah II.Mahmud’a saygım olmuştur. Taht için kardeş katilliği, kölelikte II. Mahmud’un oğulları tarafından kaldırılır.

***

Ben, Mimar Sinan’ın ustalığım dediği Selimiye Camisini yaptıran, halk tarafından Sarı Selim ve Sarhoş Selim diye anılan, içkiyi bıraktığı için vücutta ani değişime uğrayıp, birden ölen II.Selim’e karşıyım. Lale devrinde; saltanat ve şatafatın, bir lale soğanının 30 hatta 300 altına alındığı yokluk içindeki bir devletin tonlarca borç altın alıp, Dolmabahçe, Beylerbeyi, Çırağan saraylarını yapan, Yıldız Parkı’nda çadır mahkemelerini kurup, aydın kişileri idam ve sürgün eden II.Abdülhamit ve de İngiliz Muhipler Cemiyeti üyesi, Atatürk’ün idamını imzalayan, Mondros, Sevr’i kabul eden, sonra da; bir İngiliz zırhlısı ile kaçan Vahdettin gibi padişahları da sevecek değilim. Ben ülkemi, ülkemin insanlarını her haliyle, acısı, tatlısıyla seven bir insanım. Ve de onları severken de mutluyum.

***

Köy Enstitü kaynaklı ressam dostum Bahattin Odabaşı ile sık sık “ÇANKAYA” tarzı akşam sohbetlerimiz olur. Tarihi, sanatı, edebiyatı harmanlarız. Savaşların insanlığa verdiği zarar ve yıkım hiçbir zaman hoş görünmez. İnsanlığın en büyük ayıbıdır. Ne var ki; bu savaşlar, farkında olunmasa da, hizmetleri olmuştur; akrebin zehrinin ilaç olduğu gibi. Savunma, korunma amacı ile yapılan icatlar, makinalar sonradan sivilleştirilerek insanlığın hizmetine sunulmuştur. Uçaklar, trenler, demiryolları, köprüler, hastaneler, telefon, telgraf vb. askeri amaçla kurulur.

***

Büyük İskenderin batıdan doğuya seferi, Antik Yunan Roma seferini doğuya, Antik Pers Mısır ve Uzakdoğu kültürünü de batıyı aktarmasından, Helenizm çıkar. O Helenizm, Rönesans ve Reformun anasıdır. İnsanlığa ve dünya kültürlerinin sentezidir.

 KÖY ENSTİTÜLERİ

Köy Enstitülerini düşüncemdeki birikimlerim ve anılarımla anlatmaya kalksam yüzlerce sayfa yazı yazmam gerekir ki, gazetemdeki yerimi yine de zorlayacağımı sanıyorum kısa kesmeye çalışsam da. Kısaca 3 ana başlıkta betimleyeceğim. Neden ihtiyaç duyuldu, Nasıl çalıştı, Niçin kapatıldı?

***

Neden ihtiyaç duyuldu?

 Yazımın ilk paragraflarında Osmanlı’yı betimlerken, Osmanlı bir saray hanedanlığı olup, Anadolu halkı; Osmanlının vergisini veren, savaşta askerini yetiştiren bir çiftliği gibi kullandığı tebaasıdır. Devletin Anadolu köylerine iki koşulda memuru giderdi. Vergide tahsildarı, askerlikte jandarması. %80-90 köylü olan 40 bin köyün, 5 bin köyünde mahalle mektepleri vardı. Bir kaç öğretmen okulu olsa da onlardan mezun olan öğretmenler köylere gitmiyordu.

***

Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal, geri kalmışlığın nedeninin eğitimli, liyakatlı insanların olmadığından kaynaklandığını çok iyi biliyordu.

İlk iş, askerde çavuş olan kişilere kısa bir eğitimden sonra köylünün eğitilmesinin gerek olduğu düşünerek, Mustafa Necati, Reşat Galip gibi eğitime gönül vermiş kişilere görev verir.

Hitlerin, Stalinin baskısından kaçan Yahudi bilim adamları Anadolu’ya çağrıldı. Büyük Eğitim Seferberliği başlatıldı. Anadolu, medrese, kuran kursu, mahalle mekteplerinin yerine başına Milli kelimesi koyarak, Milli Eğitim Bakanlığı’nı kurdu ki; bu bakanlığında ilk işi köylere, eğitimi, bilimi, tekniği götürmek olacaktı. 1933-1936 Atatürk döneminde başlatılan seferberlik 17 NİSAN 1940 yılında 3803 sayılı 429 milletvekilinin 279 evet oyu ile tartışmalarla da olsa Köy Enstitüleri; köy öğretmenleri ve köylerde görev yapacak sağlık memurları yetiştirmek üzere kurulmuş oldu.

Nasıl çalıştı?

 Yazımızın başlığını, Türk Rönesansı olarak betimledik. Cumhuriyetin ilk yıllarında; 12-13 milyonu geçmeyen Anadolu’daki nüfusun 10 milyondan fazlası köylerde yaşarken, okuma yazma oranları da %1-2 civarı, onlarda mahalle mektepleri ve kuran kursları. Bu halk eğitilmeliydi. İşte Köy Enstitülerine alınacak öğrencilerde köylerden seçilecekti. Cam sürahinin kulpunu camdan yaparsınız, başka maddelerini tutturamazsınız. Öyle de oldu. Osmanlı’da kadının tek başına çarşıya gitmesi yasakken, bu okullar karma eğitim olup yatılı kızlarda alınacaktı. Köy Enstitülerinden 1800 Kız, 8675 Eğitmen, 17346 Erkek öğretmen, 1599 sağlık memuru mezun oldu.

Dersler;

a) Kültür Dersleri, Türkçe, Tarih, Coğrafya, Yurttaş Bilgisi, Matematik, Fizik, Kimya, Tabiat ve Okul Sağlık Bilgisi, Zirai İşletme Ekonomisi ve Kooperatifçilik, Yabancı Dil, El yazısı, Resim-iş, Beden Eğitimi ve Ulusal Oyunlar, Müzik, (Her öğrenci mutlaka bir müzik aleti çalacak) Ev İdaresi ve Çocuk Bakımı, Askerlik, Öğretmenlik Bilgisi, Çocuk Edebiyatı, Sosyoloji(Eğitim Sosyolojisi)

b) Teknik Dersler ve Çalışmalar; Demirçelik, nalbantlık, marangozluk, yapıcılık(duvar ustalığı, tuğla, kerpiç dökme) el sanatları ve motor kullanma.

c) Tarım Dersleri ve Çalışmaları; Tarla ziraatı, bahçe ziraatı, sanayi bitkileri, zooteknik, kümes hayvancılığı, arıcılık, ipek böcekçiliği, balıkçılık ve su mahsulleri.

Bakar mısınız değerli okuyucularım, bir köye giden öğretmen bu bilgilerle donatılmış olarak köye gönderiliyor. Bu, Türk köylüsünün Kalk borusu, ölü toprağının üzerinden atılışı; artık köylü çocuğunu harp malzemesi olarak değil, özgür bir birey olarak kendi işi, kendi ailesi, verdiği vergi saraya, saltanat yerine, vergisi kendi öz devleti ve ihtiyaçları için, askerliği de kendine ait toprakları için yapacaktı. Cumhuriyetin kazanımı Enstitü marşının ilk mısraları;

Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine

Milletin her kazancı, milletin kesesine

Toplandık başçiftçinin Atatürk’ün sesine

Toprakla savaş için ziraat cephesine

.

.

Biz ulusal varlığın, temeliyiz köküyüz

Biz yurdun özsahibi, efendisi köylüyüz

Dağ taş cıvıl cıvıl, gürül gürül, imeceler icat edilmiş, köy odaları kurulmuş, halk evleri yapılmış… İnsanlar bin yılın ezilmişliğini, yorgunluğunu, “YEMEN, ÇANAKKALE İÇİNDE TÜRKÜLERİNİN” acılarının bittiğinin sevincini yaşıyor, paylaşıyorlardı.

Anadolu eğitimden ne kadar mahrumsa, sağlıktan da aynı ölçüde mahrumdu. Devletin hizmeti yoktu. Devletin Cumhuriyete kadar; ne fabrikası, hastanesi, bankası, demiryolu, karayolu yoktu. Bağdat ve Hicaz’a vardı o da asker taşımak adına.

Halkın sağlığı muska, yatırlar ve kocakarı ilaçlarına teslim edilmişti. Sıtma Hastalığı, Trahom Hastalığı, Verem, Şarkçıbanı Anadolu’yu kasıp kavuruyordu. Köy Enstitülerinden 1599 sağlık memuru mezun olduğunu yazmıştık. O sağlık memurları Anadolu’yu taradı, mecburi hizmetleri vardı, sıtmanın, trahomun, veremin kökünü kazıdılar.

***

Yıllarca Köy Enstitüsünde müdürlük yapmış değerli eğitimci; ŞERİF TEKMEN hocamız: “Yukarıda kızgın güneş ayağımızdaki çarıklarımızı kavurup sıksa da, mutluyduk. Çünkü artık kendimiz için çalışıyorduk” der. Osmanlıyı kast ederek…”Onuncu Yıl Marşı”mızda zaten her şey anlatılıyordu. “Çıktık açık alınla, on yılda onbeş milyon genç yarattık her yaşta”… İşte Cumhuriyet!

Niçin Köy Enstitüleri kapatıldı?

 17 Nisan 1940 yılında açılan Köy Enstitüleri 27 Ocak 1954 yılında da dönemin hükümeti D.P. Menderes tarafından kapatılır. Açılırken de 429 milletvekili, 279 kabul oyu verir. 150 milletvekili meclis salonundan çıkar, oy vermezler. Görülüyor ki, mecliste 450 milletvekili varsa, üçte ikisi, ağalar, tarikatçılar, hilafet ve saltanat yanlılarıydı. D.P. saflarındaki milletvekillerinin de dörtte üçü toprak ağaları, hilafet taraftarıydı. O günleri daha iyi anlatabilmek için; ABD ve tarikatlar desteği ile iktidara gelen dönemi; ABD Başkanı: ” MÜSLÜMAN ÜLKELERDE DEMOKRASİYE İZİN VEREMEYİZ. EĞİTİM SİSTEMİ O ÜLKENİN SİYASİ İSLAMCILARINA TESLİM EDİLMELİ Kİ, BAŞLARINDAKİ ÇOBANI ELE GEÇİRİP, ÜLKEYİ BİZ YÖNETELİM. BU DOĞRULTUDA ÇALIŞMALI VE ONA GÖRE TEDBİRLER ALMALIYIZ” der.

Görüyorsunuz, Türkiye’de kurulan Cumhuriyet ve Köy Enstitüleri tee Amerika’yı rahatsız ediyor.

Sadece bu mu? Türkiye’de 1928 yılında harf devrimi yapıldığında, İngiltere Mısır’da bugünkü MÜSLÜMAN KARDEŞLERİ, İHVAN DERNEĞİNİ KURAR. Türkiye; Balkanların, Ortadoğu’nun Kafkasların kalbidir.

***

Kendisi Rus devşirmesi, Stalin’den kaçıp Türkiye’ye sığınan ve yerleşen, zengin, sonradan Van civarında büyük topraklara sahip olan, Van milletvekili Kinyas Kartal Köy Enstitülerinden öyle rahatsız olur ki; “Benim bindiğim eşek; benden akıllı olursa, beni taşımaz, sırtından düşürür.” diyecek kadar terbiyesizleşir ve kabalaşır. Sadece o mu? Eskişehir Milletvekili Emin Sazak, Adnan Menderes, Kazım Karabekir, Şemsettin Günaltay ve niceleri…

***

BEYAZ ZAMBAKLAR ERKEN KOPARILDI…

Başardılar mı? Hem de nasıl. 14 sene gibi kısa bir dönemde 21 Köy Enstitüsü bin yılların yükünü omuzlarında taşıdı, yüz aklarıyla da yaptılar görevlerini. Kısa sürede büyük adımlar attılar. Yeni bir ulus yarattılar. Kim ne derse desin, Cumhuriyeti koruyan kollayan kuşaklar yetiştirdiler. 60’ların, 68’lerin, 78’lerin ve geleceğin…

***

Ne var ki; her devrim; peşinden gelecek karşı bir devrimi de beraberinde taşır.

Kazananı da; dürüst olanı olacaktır. Şems-i Tebrizinin yine bir sözü geldi kalemimin ucunda.

“Biri gelir, seni sen eder, biri gelir seni senden eder”

BEYAZ ZAMBAKLAR ERKEN KOPARILDI…

KAYBEDEN ANADOLU OLDU…

 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

PARA YOK, PUL YOK

PARA YOK, PUL YOK

Tema Tasarım | AnatoliaWeb