reklam
Ana Sayfa Yazarlar 23.08.2021 554 Görüntüleme

MUSİBETLERİ SEVİYORUZ

Millet olarak musibeti seviyoruz. Gerçekten! Farkında değiliz ama aslında sevmenin de ötesinde musibetlere bayılan bir milletiz. Zira celladına aşık kurban psikolojisi iliklerimize kadar işlemiş olmasa, felaket gerçekleşmeden önce nasihatleri dinlerdik…

Sorgulamayı sevmeyen bir kafa yapısına sahibiz… Bu milli bir hasletimiz bizim. Eleştiren insanı sevmeyiz. O ya asabidir, ya delidir, ya da devlet düşmanı… Böyle insanı sevmeyiz zira sorgulayan insan düşünmeye zorlar bizi, iş yükü getirir, masraf çıkarır, kıçımızı hareket ettirmeyi zorunlu kılar, keyfimizi kaçırır. Oysa ne güzeldir, ne de rahattır yukarıdan söylenen her şeyi kabullenmek, emirlerin üzerinde düşünmemek, itiraz etmemek ve dolayısıyla “rahat” bir hayat yaşamak.

Değmeyin bizim o mübarek konfor alanımıza yoksa devlet düşmanı, hain, işbirlikçi ilân ederiz sizi.

Bizim bu “vatan, millet, Sakarya güruhu” için, her sorun dış kaynaklıdır. Bilmez ki, asıl sorun kendisidir. Asıl sorun içtedir, içimizi kemirmektedir. Bu güruh, aynaya bakmayı sevmez, gözü hep dışardadır…

Bizim bu her fırsatta vatan, millet Sakarya edebiyatı yapan güruh, farkında değildir ki, asıl işbirlikçi kendisidir. Farkında değildir tabii zira jetonu 7 köşelidir, düşmez… O jetonun eğilip bükülmesi ve nihayet düşmesi için çağırdığı o musibetin, belanın illâ ki canını yakması gereklidir.

Behey güruh, belayı istediğin kadar üzerine çek! Belayı çağır! Çağır da, o bela geldi mi sadece sana gelmiyor be kardeşim; bizi de yakıyor… Sizin ateşinizde yanıyoruz biz de. Sizin cahil korkularınıza, sorgusuz kabullenişlerinize, rahatınıza düşkünlüğünüze kurban oluyoruz.

Bıktık sizden… Bıktık cehaletinizden. Bıktık içi boş edebiyatınızdan.

Size telefonumuzu göstermekten bıktık.

Size aslında bizim de inançlı insanlar olduğumuzu ispatlamaya çalışmaktan bıktık.

Size asıl olanın, şekilde değil, ruhta olduğunu anlatmaya çalışmaktan bıktık.

Size sorgulamanın devlet düşmanlığı olmadığını izahtan bıktık.

Size devletin ne olup ne olmadığını açıklamaya çalışmaktan da bıktık.

Sizinle her gün saçma sapan açıklamaların yapıldığı bir ülkeye uyanmaktan bıktık.

AMA SAYENİZDE BİR KEZ DAHA ANLADIK Kİ:

Profesör unvanı da olsa isminizin önünde, okumak eşekliği almıyormuş.

Bir ülkeyi yönetmek, zor zanaat değilmiş. Ülkeyi yönetmek değil, algıyı yönetmekmiş asıl mesele…

Her görüşün kendi yobazı varmış… En devrimcisinin de, en şeriatçısının da… Ve Allah asıl bunlardan bizi korusunmuş…

Hazreti Ömer adaleti bekleyen halkın, önce kendisi birer “küçük Ömer” olabilmeliymiş ki, “hazret” olan Ömer’i hak etsin. Halk da az gözü açık, istediğinde üç maymunu oynayan usta oyuncu değilmiş hani!

Bu dünyanın cehennemi içindeymiş. Bir halk çevresinde olan biteni ne kadar az sorgularsa, ateşine girecek kütüklerin sayısı da o kadar artarmış.

Bu dünyada güya “rahat” yaşayanlar, hep güruhlar olurmuş… Ama dünyayı bir adım ileri götürmeyi başaranlar, sorgulayanlar, eleştirenlermiş… Kabullenici güruh, yaşadığını sanırmış ama yaşayan bir ölü olduğunu ancak hakikaten ölünce anlarmış. O zaman da iş işten geçmiş, dünya da çoktan bir bok çukuruna dönüşmüş olurmuş…

Neyse ki, mahallenin delileri var da, siz üç maymunu oynarken o dışlanıyor, acı çekiyor, ekmeğinden oluyor, aç kalıyor ama yine de o bok çukurunu kapamak için onurlu bir mücadele veriyor…

Hazreti Ömer’i bekleme kardeşim, önce sen bir küçük Ömer ol!

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

RE RE RE RA RA RA

RE RE RE RA RA RA

Tema Tasarım | AnatoliaWeb