reklam
Ana Sayfa Yazarlar 21.09.2021 982 Görüntüleme

DİYANET’in YÜKSELİŞİ (?)

Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı; Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, Türk Silahlı Kuvvetleri, Üniversiteler gibi kuruluşlar özgür bir statüye bağlıdır. Bu kurumları; siyasi iktidarlar, yöneticiler keyiflerine göre yönetemezler. Özel yetki ve yasalarla donatılmış kurumlardır. 1876 Osmanlı Anayasasından kalan; “Devletin dini İslam’dır” yasası; 10 Nisan 1928 yılında 1222 sayılı kanunla; şeriatla ilgili tüm yasalar anayasadan çıkarılır. Nedeni ise; yeni kurulan devlet ULUS DEVLETidir. Bu devletin yönetimindeki halklar Hristiyan, Musevi, Budist,   Ateist ve çeşitli mezhep ve inançlarda olan insanlar olduğu için; İSLAM kelimesi kaldı rılır. Osmanlı’dan kalan ümmet devlet şekli kaldırılır, 1923 yılında; laik, sosyal adalet ve demokrasiyi içeren; çağdaş Türkiye Cumhuriyeti kurulur. Sanata, bilime odaklanarak, her şeyi yeniden batının seviyesine taşıyacak devleti kurdular.

Meclis; 3 Mart 1924 yılında Medrese Eğitim Sistemini kaldırır, laik eğitim sistemi ve de Diyanet İşleri Başkanlığını kurar.

1925 yılında da tekke, zaviye ve türbeleri kapatan devrim yasaları; halkın gelişmesinde, mutlu olmasında ne engel varsa hepsini kaldırır. Devrimlerin en başında ise, eğitimi batı uygarlık seviyesine taşıyacak Latin alfabesini getirerek, Arap öğretisi medrese sistemini de yasaklar. Bu yapılan bir TÜRK RÖNESANSIDIR!…

***

“Devletin dini İslam’dır” sözünü Anayasa’dan çıkartmakla; dinin devlet yönetiminden uzak tutmak, halkı uyutarak, kendi sisteminin yaşamasını isteyen; siyasilerin, cemaatlerin, şeyhlerin ve din tacirlerinin; halkı sömürmesinden kurtarmak adına yapılan bir yeni düzendir ki; Özerk Diyanet Başkanlığını da devletin memurlarından oluşturulmuştur. Yerine neyi getirir? “DEVLETİN DİNİ ADALETTİR” getirir. Bunu da bağımsız yargının arka fonuna yazdırır. “ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR.”

***

Adaletin ve vicdanın olmadığı yerde din olsa ne olur ki? Çevremizdeki İslam devletlerinde; yaşamın her adımında dinin etkilerini yaşayan halkların; Irak, Suriye, İran, Pakistan ve son olarak da Afganistan’ın durumları ortada maalesef…

Taliban’ın zulmünden kaçan Afganların dramını, basında görüyoruz, izliyoruz… 150 kişilik uçağa 640 kişinin dolduğunu, aynı uçağın kanatlarına tutunan, sonra yere çakılıp parçalanan insanları. 300 bin kişilik ordusu olan devletin 70 bin kişilik; şalvarlı, sakallı, sarıklı, ayağında terlik, elinde otomatik silahlı; 50 KİŞİLİK MEDRESE öğrencilerinin kurduğu TALİBAN terör örgütüne nasıl yenik düştüğünün en güzel kanıtı. Tabii bu 50 kişilik Medrese öğrencisi; bu işi kendi imkânları ve halk desteği ile yapmadı. Desteği; Arabistanlı Usame Bin Ladin. ABD – RUSYA gibi dış bağlantı ile ülke içindeki, tarikatlar, cemaatler ve mollalar. Kısacası; Taliban; Afganistan’da MOLLALARIN SAVAŞI KAZANMASIDIR.

***

1925 yılında; tekke, zaviye ve medreseleri kapatan devrim yasaları hala yürürlükte olduğu halde, tarikat ve cemaatle bağlantısı olan okullar, yurtlar ve kuran kursları; Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının yönetimi ve bilgisi altında işlerini yapıyorlar. 15 Temmuz ve FETÖ’nün ihanetini yaşadığımız halde, tekrar başa dönüş gibi algı yaratılmakta, bu algıda halkı huzursuz etmektedir.

***

Ayasofya Camisinin açılışında; elinde kılıçla minbere çıkan Diyanet İşleri Başkanı; Diyanet Başkanlığını kuran, devletin kurucusu ve kurtarıcısı Atatürk’e verdi veriştirdi, Fatih Sultan Mehmet Vakfını müzeye çevirdiği için. Arkadan, “keşke Yunan kazansaydı” diyen Fesli Kadir Mısırlı’yı gidip hastanede ziyaret etti. Bu ziyaretinde kimlere mesaj veriyordu hala da anlamadığımızı sanıyor.

***

5 Eylül 2021 tarihinde; Önder İmam Hatipler Derneği Genel Kurulu konuşmasında; “İnanç sokakta olmasın, mahallede olmasın, şehirde olmasın ve insanın içinde olsun gibi bir anlayış var. İnsan ile Allah arasında olsun, evine, ticaretine, siyasetine, adaletine yansımasın diye ortalığı ayağa kaldırıyorlar.” Bu sözleri rahatça ve gururla söyleyen Diyanet Başkanı; mevcut anayasamızın 2.maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir.

Anayasamızın 14.maddesinde, Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiç biri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanamaz.” Anayasanın 24.maddesinde; “Kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuki temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma ve siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfus sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını, yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

***

Osmanlı’dan, Afganistan’dan verdiğim örneklerle endişelerimi ve de laik Türkiye Cumhuriyetinin 1923 ruhuyla getirdiği yasaların önemini ve de ülkemizde yaşayan halkımızın, tarikat ve cemaatlerin eline düşerek, bir Suriye bir Afganistan zulmünü, katliamını yaşamaması gerektiğini vurgulamak istedim.

Anayasamızda din ve devlet işinin ayrı olduğu ilgili maddelerince açıkça belirtilmiş ve olasılıklara karşı bu maddelerle sağlama alınmıştır.

Sayın Diyanet Başkanımızın, 30 Ağustos Cuma hutbesinde, Başkumandan Mustafa Kemal Atatürk hakkında güzel bir hutbesini duymak isterdik…

Büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Atatürk’e kızıp Mısır’a yerleştikten sonra duygularını şöyle anlatır. “ GERÇEK  MÜSLÜMANLIK TÜRKİYE’DE.  ALLAH BENİM ÖMRÜMDEN ALIP ATATÜRK’E VERSİN” der.

Görüyorsun Sayın Başkanım; AKİF TAA… Mısır’dan Atatürk’e dualarını gönderirken, sen de Ayasofya’dan Atatürk’e lanetlerini gönderdin…

***

Sarayın emriyle, idamlarını onaylayan Şeyhülislamın ölüm fermanı, Yunan uçakları ile Anadolu’daki kasaba ve köylere havadan atılarak, halkı; Kuvayı Milliye’ye karşı ayaklandıran padişah, yenildiğini anlayınca da İngilizlere sığınıp, ülkeyi terk eder. Anadolu ihtilali olmuş, Fransız ve Rus İhtilallerinden daha çetin daha kutsaldır. O iki ihtilal; krallara karşı kazanılan zaferken, Kurtuluş Savaşı ile sonuçlanan Anadolu İhtilali ise 7 düvele, saltanat ve hilafete karşı zaferle bitmiştir.

***

1950 yılında D.P.’nin iktidara geldiği ayın içinde, Türkçe ezanı, mecliste vekillerin katılımı ile Arapça okuyarak, Cumhuriyete karşı oluşlarının ilk adımlarını da atmış olurlar. Menderes; “Meclise, siz isterseniz şeriatı da getirirsiniz.” Diyerek ağzındaki baklayı çıkarır. Menderes’in; Said’i Nursi ve Necip Fazıl ile kurduğu dostane ilişkiler;

1925 yılında; tekke ve zaviyeler ve medreselerin kapatılması, Anadolu’daki tarikatlar, cemaatler ve şeyhler ve dinci kesimler sağ iktidarlarla işbirliği içinde çalıştılar.

***

12 Mart ve 12 Eylül, Türkiye’deki sosyal demokrat gençliği bitirir. Bu günlere sağ salim gelişimizin ana kaynağı; ATATÜRK devrimlerinin ülkede MAYA TUTMASIDIR…

***

İslamcıların eşleri neden gidip Mekke’de Medine’de doğum yapmıyor da, gidip Amerika’da doğum yapar?

Huzur İslam diyorlardı. Peki, insanlar Kabil’den neden kaçmaya çalışıyor? Huzurdan mı kaçıyorlar?

***

Yaptıkları spor ile değil de giydikleri kıyafetlerle siyasi kesimde daha çok gündem olan Filenin Sultanları kızlarımız madalyalarını aldıklarında;  Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve laikliğe bağlılıklarını; İzmir Marşı ile Türk ulusuna müjdelediler. O, anlamlı, coşkulu sevinci ülkenin resmi yayın organı TRT’de gösterilmese de, O heyecan %85 Tüm Türk ulusunun yüreklerinde aynı coşku ile hissedildi. Geriye kalan %15 Cumhuriyet’in ve bu devletin kurtuluş ve kuruluşunda yoktu. Karşı taraftaydılar.

***

Ne kadar çalışsalar da; Türkiye’yi Afganistan’a çeviremezler. Temennim; Afganistan ve diğer İslam devletlerinin de laik Türkiye Cumhuriyetini model alarak çağın gerisinde değil, ilerisinde yer almaları samimi duygularım…

 

 

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Tema Tasarım | AnatoliaWeb