Ana Sayfa Yazarlar 27.07.2022 387 Görüntüleme

YA ŞİMDİ ÇOCUK OLSAYDIM?

reklam

 Ben istemezdim.

Sen ister miydin?

Çocuk olma arzumu bile çaldınız benden.

 

İnsan çocukken büyümek ister hemen. Hangimiz istemedik ki? Sonra bir baktık, büyümüşüz. Bir an evvel yetişkin olma hayaliyle yaşarken fark etmemişiz çocuk olmanın güzelliğini çoğumuz.

“Nasıl Geçti Habersiz O Güzelim Yıllarım” şarkısı belki de bu yüzden içlendirir bizi. Özleriz geçmişi.       

Can sıkıntısının ne olduğunu bilmeden yaşanan o günlere tekrar dönebilmeyi düşünmeden edemiyorum bazen. Sarı bukleleriyle kabarık saçlı, ince narin yapılı, oldukça yaramaz o kızı düşünüyorum; kardeşleriyle oynayan, arkadaşlarıyla bahçede, çardak altında çöp adamları asan, seksek, yılan, misket, bezirgân başı, mendil kapmaca oynayan; yağlar ballar satan, bir doktor, bir hasta rolüne soyunan, ip atlayan, bisiklet pedalı çeviren, top peşinde erkek arkadaşlarıyla bir kaleden diğerine koşan, ağaçlara tırmanan… Lunaparkta balerine, çarpışan arabalara binen, Yazlık Sinema’da çekirdek çıtlatıp ailesinden gördüğü gibi çöpünü boş başka bir kesekâğıdına atan; çekirdeğin yanında zamanın meşhur “frigo” sunu yiyen, “Uludağ” ya da “Elvan” gazozunu içen.

Günlerini, saatlerini dolu dolu yaşayan o kız olmayı istiyorum. Ardından durup düşünüyorum, yeniden büyümek var sonunda.

Hem bugünkü aklımla dönemeyeceksem çocukluğuma, yine farkında olamam ki anın! Ne faydası olur yine büyüme isteğiyle ziyan edilen zamanın?

Ben yine de çocukluğumu boşa harcamadım, çoğunlukla mutluydum ve bir çocuğun yaşaması gerektiği şekilde yaşadım.

Ya şimdi çocuk olsaydım?

Çocukluğunu yaşayamayan çocuklar var bugün. Canı sıkılan, yapacak bir şey bulamayıp oflayıp puflayan; hayret!

Bir çocuk nasıl sıkılır?

Bizim hiç boş vaktimiz yoktu küçükken. Sadece oyun oynamazdık, hayallerimizi de paylaşırdık, gelecekte ne olmak istediğimizi falan.

Ben polis olmak isterdim mesela. Kadınlar polis ya da asker olmazdı o zamanlar. Bunun için miydi yoksa üniformalarına duyduğum hayranlıktan mı, hak – hukuk sevdamdan, düzeni sağlama arzumdan mı bilmem! Şimdi ise 20 yaşındaki gençlerin bile ne olmak istediğine karar veremediğini görüyorum.

Günümüz çocuklarının bırakın hayallerinin olmasını, hayatları yok! Tek bildikleri cep telefonunda, bilgisayarda oynadıkları oyunlar. Sessiz sinema bile oynamayı bilmiyorlar. Köy ve kasabadakiler belki biraz daha şanslı. Onların da şanssızlığı eğitimden yana oluyor. 

Bence çok üzücü!

Bir kısmının ebeveynleri benimle yaşıt, hatta torun sahibi olanları bile var. Neden nesilden nesle aktarımda kısır kalıyorlar? “Nerede o eski bayramlar?” diyenler de benimle yaşıt. E, sürdür geleneği; arifeden bir araya gelin, çocuklarınıza, torunlarınıza hediyelerini verin, koysunlar yastıklarının altına… Yok, devir değişti; 5 ya da 9 gün oldu mu bayram, kredi kartına yüklenip tatile gidecekler el öpmek, kalabalık bayram sofralarında sohbet etmek yerine. Zaten genelde tek çocuklu ailelerin çoğalmasıyla yalnız, paylaşımsız büyüyen çocukları için gidecekler sözüm ona o tatile.

Değerlerin yıkıldığını söyleyip özleyenler, değerleri değersizleştirenlere dönüşmüş durumda. Ne saçma? E, sensin sebep! O zaman yakınma!

Tabii ki taşan nüfusla, birbiri ardına dikilen ecüş bücüş yapılanmayla, bitmek bilmeyen yoların, köprülerin yapımıyla ve küle çevrilen yeşilin havada savrulan hüzün dolu yanık kokusuyla şehirler, şehirlerimiz özelliğini, güzelliğini kaybetti günden güne.

Bugün hangi çocuk, bir ağaca tırmanma şansına sahip, benim çocukluğumdaki ben gibi? Böğürtlen toplayıp yesin? Hanımeli koklasın en misinden? Papatya bile ekilirse var koca şehirde…

Otobanların ve otobanlardan yerleşim yerlerine yakın bölgelerde azıcık ağaçlar ve çimler var ya hani, arabayla geçerken bir bakıyorum piknik örtüsünün çevresinde insanlar oturuyor. Piknik için ne hazırlayabilirlerse evden, yiyorlar; çocuklar top oynuyor daracık o yeşillikte, egzoz dumanları arasında, insanın beynini ağrıtan otoban uğultusu altında.

Her yer paralı. Yollarım, ormanlarım, denizlerim…

Hak mı? Reva mı? Yoksaa müstahak mı?

Çocuklar zaten yarış atı gibi koşturuluyor parkurlarda; ayakları nalsız, sırtları eyersiz alabildiğine koşacakları, yelelerini rüzgârla dans ettirecekleri özgür bir ovadan çok uzakta.

Ya şimdi çocuk olsaydım? Allah muhafaza!                                                                

 İyi ki büyümüşüm mü? …büyümüşümmüş mü? Miş mış müş! A, Tüh! Ona da tüh!